Yeni Sisteme Ayak Uyduramayanlar: Galatasaray Odeabank

Geçtiğimiz sezonun EuroCup şampiyonu Galatasaray Odeabank, bu apoletle birlikte Euroleague’de mücadele etmeye hak kazanmıştı. Fenerbahçe’nin Euroleague şampiyonluğuna kadar bu başarı, Türk basketbol tarihinin kulüpler bazındaki en büyük başarısıydı. Ergin Ataman, tüm zorluklara rağmen yine bir Türk takımının başında Avrupa’da kupa kazanmayı başarmış (ilki 2011-2012 sezonunda o zamanki adıyla Beşiktaş Milangaz’ın başında kazandığı EuroChallenge şampiyonluğu) ve Euroleague’ye iddialı bir şekilde girmişti ancak işler beklenildiği gibi gitmedi. Oyuncu tercihlerindeki hatalar, basketbol şubesinin içerisinde bulunduğu maddi sıkıntılar ve yönetim ile Ergin Ataman arasındaki soğuk rüzgarlar… Hepsine teker teker bakalım.

Öncelikle yaz döneminde transferde büyük hatalar yapıldı. EuroCup MVP’si Errick McCollum takımda tutulamadı. İstediği kontrat karşılanamadı ve açıkçası, daha iyisi bulunabilir ümidiyle yıldız skorer oyuncunun kadroda tutulması adına ısrarcı olunmadı. Onun yerini doldurması için, Russ Smith ve Justin Dentmon kadroya eklendi. Öncelikle; Russ Smith’in çabukluğuna ve hızına Avrupa’da yetişebilecek bir oyuncu yok. İlk adımı hızlı ve iki çember arasında oldukça süratli bir isim. Kolej yıllarında savunmayla ve şut atmakla pek uğraşmadığından, bu yönleri zayıf. Zaten NCAA’da bilinen bir gerçektir bu. Oyuncunun güçlü olan yanları sürekli daha da güçlendirilir ve kullanılır ancak zayıf taraflarının gelişimi adına pek fazla bir şey yapılmaz. Dönelim Smith’in Galatasaray macerasına. Ben çok fazla şans bulabildiğini düşünmüyorum. Avrupa basketboluna yabancı bir oyuncunun alışma süreci, kendisinin oyun stiline bağlı olarak uzayıp kısalabilir ve Avrupa’da Russ Smith tarzında çok az sayıda oyuncu var. Belki geçmişten Bo McCalebb örneği verilebilir ancak Smith ondan da hem fiziksel hem potansiyel olarak fazlasıyla önde. Ergin Ataman Smith’i oyun kurucu olarak kullanmaya çalıştı ki zaten bu bölgeye transfer edilmişti ancak Avrupa kıtasında onun yapabilirlikleri 1 numara için yeterli değildi. Combo guard tanımının içini tam anlamıyla dolduramayan bir oyuncuydu Smith ve eğer 2 numarada kullanımına ağırlık verilseydi; belki de çok önemli bir oyuncuyu izleme fırsatımız olacaktı. Saha dışı karakteri ve takım içerisindeki davranışlarını bilmiyorum ancak saha dışı bir etmen yoksa; yeterli şansı bulamadığını söylemek durumundayım. Zira patlayıcılığı ve skor gücüyle birlikte Avrupa’da fark yaratabilirdi. Dentmon ise şutuyla var olan bir oyuncu. Boyalı alana nadiren giren, oyununu fazla çeşitlendirmeyen ve takımı oynatma noktasında çok eksik bir isim. Andrew Goudelock’un başka bir versiyonu sizin anlayacağınız. Zaten Galatasaray’ın ilk hedefi Goudelock idi ancak onunla anlaşılamayınca Dentmon tercih edilmişti. Görüldüğü üzere, tam da planlanan tipte oyuncular transfer edilmişti ancak planlamada bir hata vardı. Kim oyun kuracaktı? Yalnızca Sinan’ın takımı oynatmasını beklemek, kendisine de çok büyük bir haksızlık değil miydi? Uzun maratonda Sinan’a yardımcı tek bir oyuncu bile çıkmadı. Hepsi de bu yanlış planlama sebebiyle oldu. Ergin Ataman, Daçka tarzında bir kadro ve oyun sistemini ön görmüştü. Daçka’da da tam anlamıyla takımı oynatan, set hücumuna takımı yerleştiren bir oyuncu ve düzen yoktu. Ergin Ataman’ın istediği de genellikle isolation ve transition üzeri hücumlar, tempolu aksiyonlar ve rakibinden daha fazla skor bulmaya çalışmaktı. Ancak atladığı önemli bir nokta vardı. Wanamaker, Anderson ve Wilbekin gibi oyunu çeşitlendiren, yapabilirlik açısından fazlaca silaha sahip oyuncular transfer edilmemişti. Dentmon yalnızca şut atmak için oynayan ve başka bir vasfı da bulunmayan bir oyuncuydu. Smith’in ise tempo düştüğündeki katkısı, tribünde oturan takım arkadaşlarının katkısına denkti. Sonuçta, bütün yük yine Sinan’ın üzerine kaldı. Göksenin ise müthiş bir savunmacı ve hücumda da tüm iyi niyetiyle katkı vermeye çalışıyor ancak nereye kadar? Göksenin’in asıl görevi, istatistiklere yansımayan işleri parkede yapmak ve tüm açıkları kapatmak. Kısa forvete ise topla ilişkisi çok iyi olmayan ancak Euroleague’nin en iyi şutörlerinden birisi olan Jon Diebler transfer edildi. Arkadaşlarına pozisyon hazırlamayı bırakın, kendi şutunu dahi yaratamayan bir oyuncu. Kısaların onun şutunu hazırlaması gerekiyor ancak hangi kısaların? Öyle bir kısa oyuncu yoktu Galatasaray takımında. Zaten Diebler’in en etkili olduğu dakikalar hep Sinan ile birlikte parkede bulunduğu anlar. Bu bir tesadüf değil. Blake Schilb bu bölgeden topa yön verebilir şeklinde düşünülmüş olabilir ancak onun 3 numara yerine 2 numara bölgesinde bu kadar görev alması herhalde planlanmamıştır. Emir Preldzic transferi de nedeni bu olsa gerek. Topla yaratabilen, gerektiğinde skor bulabilecek, tecrübeli bir oyuncu Emir ve rotasyonu genişletmek adına önemli bir hamleydi. Zaman zaman önemli dakikalar alsa da beklenen katkıyı yapabildiğini söylemek zor. Ek olarak, hem 3 hem 4 oynayabilen Micov, joker görevi görüyordu. Uzun rotasyonunda ise yine büyük bir kayıp vardı. Lasme, doping kontrollerinin pozitif çıkması sonucu birkaç ay basketboldan uzak kalacaktı ve bu durumda Galatasaray onunla yola devam etmeyecekti. Caleb Green ise sakatlıklar nedeniyle beklenen performansı sergileyememişti ve yollar ayrılmıştı. Ek olarak, Chuck Davis basketbolu bırakmıştı. Burada yapılacak hamleler de en az kısa rotasyonundaki hamleler kadar önemliydi. Austin Daye transferiyle birlikte Galatasaray, 4 numaradan şut tehdidi oluşturacaktı. Daye gerçekten çok önemli bir şut tehdidi ve kıymetli bir skorer ancak savunması inanılmaz derecede kötü. NBA’da tutunamamasının temel nedeni de zaten bu zaafı. Müthiş bir boy ve fizikle birlikte iyi bir savunmacı olmak için gereken tüm fizyolojik özelliklere sahip ancak psikolojiye değil. Savunma yürek işidir ve istemekle olur. Daye, bu isteği hiçbir zaman göstermemişti ve göstermesi de pek mümkün olmadığından; NBA’da barınma şansı kalmamıştı. Yine de Avrupa için oldukça önemli bir oyuncuydu. Sonuçta; onun hücumda parkeye getirdiklerini, Avrupa’da getirebilen pek fazla oyuncu yok. Hem 4 hem 5 kullanılabilecek Deon Thompson transfer edildi. Orta mesafe şutlarını yüksek yüzdeyle kullanan, ribaunt katkısı yukarılarda bir oyuncu. Savaşçı kimliğiyle bu takımın savunmasına da hayat verebilirdi ancak kendisini buraya ait hissedemedi. Ergin Ataman, ona rotasyonda çok az süreler tanıdı ve o da oyununu bir türlü bulamadı. Kısa sürelerde verim vermeye alışık bir oyuncu değildi ve buna alışamadı. Geldik asıl fiyaskoya. Neredeyse 1 sezondur sakat olan Nenad Krstic, bu takımın direk oynayacak pivotu olarak kadroya eklendi. Efes formasıyla çok ciddi bir sakatlık yaşamıştı ve fiziği, boyu ve 32 yaşında olması sebepleriyle bu sakatlığın etkilerini sürekli olarak hissetmesi muhtemeldi. Yani tam anlamıyla hazır olduğunu düşünmek biraz hayalciliğe kaçmaktı. Yine de riskler alındı ve oyuncu transfer edildi. Antremanlarda her şey normal görünse de acı gerçek sonradan ortaya çıktı. Krstic’in doktorları, basketbola kariyerine devam ederse, ileriki yıllarda yürürken dahi zorlanacağını belirtti ve Sırp uzun kariyerine noktayı koydu. Henüz tek bir resmi maç oynamadan Krstic defteri kapanmıştı Galatasaray için ve sarı kırmızılılar bu yanlış transfer hamlesine rağmen oldukça şanslıydı. Zira sezon henüz başlamamıştı ve Krstic’in yerine bir hamle şansı vardı. NBA’da tutunamayan ve Avrupa’ya dönmeyi düşünen Tibor Pleiss transfer edildi. Açıkçası beklenenden daha iyi bir ekleme olmuştu. Tibor hem yaşı gereği hem potansiyeli gereği daha iyi bir tercihti. Aynı zamanda oyuncu havuzunun daralmaya başladığı tarihlerde transferi gerçekleşmişti. Anlayacağınız piyango Galatasaray’a vurmuştu ancak onun da savunma zaafları düşündürücüydü. İkili oyun savunmasında çok eksikti ve ağır ayakları nedeniyle kısa karşısında kalması zordu. Özellikle Tibor-Daye ikilisi aynı anda parkede olduğunda boyalı alan savunması adeta çöküyordu ve sezon boyunca bu tip sıkıntılar yaşadı Galatasaray. Bence uzun rotasyonuna yapılan transferler arasında tartışmasız tek isim Alex Tyus idi. Müthiş bir atlet ve önemli bir tecrübeydi. Aynı zamanda kendisini kanıtlamış bir oyuncuydu. Euroleague’de her takımın uzun rotasyonunda bulunması gereken özelliklere fazlasıyla sahipti. Tüm bunlara ek olarak; ana rotasyonun parçası olarak sayılmayacak ancak lig rotasyonunda fazlaca kullanılan Ege Arar kadroda bulunuyordu. Genç oyuncunun oyununda geliştirmesi gereken çok yönü var ancak ana rotasyon oyuncularını ligde dinlendirebilmek adına çok iyi bir alternatif olarak düşünüldü. Can Korkmaz ve Orhan Hacıyeva gibi sezon genelinde neredeyse hiç şans bulamamış oyuncuları değerlendirmeye almadığımı da ekleyeyim.

Her şeye rağmen önemli bir potansiyeli vardı bu kadronun. En azından play-off yapması beklenebilirdi ancak sezon içerisinde sıkıntılar devam etti. Smith-Dentmon ikilisiyle yollar ayrıldı ve Bruno Fitipaldo ile o bölgeye yama yapıldı. Deon Thompson gönderildi ancak yerine kimse transfer edilemedi. Zira Galatasaray yine ödeme sıkıntılarıyla karşı karşıyaydı ve transfer yapması mümkün değildi. Bu sorun aşıldıktan sonra Errick McCollum takıma yeniden döndü ancak Euroleague sezonu sona ermek üzereydi ve lig için transfer edildiği ortadaydı. Oyuncuların maaşlarının zamanında ödenememesi, performans ve konsantrasyon düşüklüklerine yol açtı ve Galatasaray, Euroleague sezonunda oldukça istikrarsız bir görüntü sergiledi. Sezonu 11 galibiyetle 12. sırada bitirebildi sarı kırmızılılar.

Son olarak, Ergin Ataman’ın yaptıkları, yapamadıkları ve yaşadıklarına değinelim. İstediği takımı tam anlamıyla kuramadı belki ama koçun istediği takım zaten doğru değildi. Yeni formatta daha sert maç oyuncularına ihtiyaç vardı ancak alınan oyuncu tipleri ve karakterleri buna taban tabana zıttı. Çok fazla sayıda transfer yapılmıştı ve koçun bu oyuncuları aynı hedefe yöneltmesi ve kaynaştırması gerekiyordu. Başarılı olamadı bu noktada Ergin Ataman. Oyuncuların çoğu aidiyet duygusunu hissedemedi ve kendi oyunlarını sergileyemedi. Bundan daha kötüsü, oyuncular karakterlerini gösteremedi. Bunca harcama ve yatırımın ardından, tüm sezonun yükünü yine kaptan Sinan Güler çekti ve o olmasaydı; Galatasaray Euroleague’de bu noktaya dahi gelemezdi. Maç önü planlarındaysa Ergin hoca yine fazlasıyla başarılıydı. Birçok takımın dengesini bozmayı başardı. Özellikle Fenerbahçe ile deplasmanda oynadığı maçta galibiyeti son dakikada kaçırdı. Rakip analizleri yerindeydi ancak kendi takımı üzerinde tam bir hakimiyeti yoktu. Bu durum da takımının beklenen galibiyetleri alamamasını getirdi. Maç içerisinde duygularını kontrol edemediği anlar oldu. Bu durum, takımına negatif yansıdı. Diskalifiye edildiği maçlar ya da teknik faul aldığı dakikalarda kontrolü tamamen yitirdi ve maç içi hamlelerinde düzgün düşünemedi. Tabi bunda yönetimle olan anlaşmazlıkları ve saha dışı birçok etmenle kendisinin yüzleşmek zorunda olduğu gerçeğinin de payı vardı. Koç, sezon boyunca tüm ilgisini ve dikkatini takım üzerinde tutamadı. Kafası rahat değildi, uygun bir çalışma ortamının olmadığı ve bu konudaki rahatsızlığı tavırlarına ve açıklamalarına yansıyordu. Yönetim kanadında koçun takımdan ayrılmasını isteyen bir kesim vardı ve sürekli Ergin Ataman’ın üzerine gittiler. Hatta Galatasaray’ın ligimizde çeyrek finalde Anadolu Efes ile oynadığı seri sürerken enteresan bir hadise yaşandı. 1-1 devam eden serinin son maçı öncesi basketbol şube sorumlusu Can Topsakal, gelecek sezon bütçenin azalacağını ve basketbol şubesinde küçülmeye gidileceğini söyledi. Bu sözlerin hedefinde Ergin Ataman’ın olduğunu fark etmek pek zor olmasa gerek. Koçtan memnun olmayabilirsiniz hatta sevmeyebilirsiniz ama takıma zarar vermek pahasına koçu bu tarz yıpratma yollarına gitmemelisiniz. Yönetim kanadından Ergin Ataman’a karşı bir yıldırma politikası izlendi ve son açıklamalarında kendisi de bunu dile getirdi. Tüm bunlara hak vermekle birlikte başarısızlığa kılıf bulmanın çok kolay bir şey olduğunu da sizlere hatırlatmak isterim. Koç, yönetim hakkında çoğu eleştirisinde haklı da olsa; önce kendi öz eleştirisini yapmalı. Bu kötü geçen sezonun nedenlerini irdelemeli ve kendi geleceğiyle ilgili olan gerekli dersleri çıkarmalı.

Bora Burç Bilban

Bora Burç Bilban

Eski basketbolcu, Çankaya Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler mezunu, Gazeteci ve müstakbel bir koç... boraburcbilban@gmail.com
Paylaş:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Önceki yazıyı okuyun:
Russ Smith Durdurulamıyor !

ESKİ GALATASARAYLI DURDURULAMIYOR Türkiye kariyeri kısa süren Russ Smith, Çin’in adeta kasıp kavuruyor. Galatasaray'a ve Euroleague'e uyum sağlayamayan Russ Smith (1.83-1991)...

Kapat